Tam Versiyon: WhiteSnake

peachs demiş:
12.02.2008, 21:54
Deep Purple ile başlayan ve Whitesnake’e kadar gelen inanılmaz bir yaşam.. 20 ve 21. yüzyılların tartışmasız en karizmatik üstatlarından, efsanelerinden birisi.. Sesi, duruşu, müziği, şarkı sözleri.. Herşeyi ile bir efsane.. 27 Temmuz 2006’da inanılmaz bir gece yaşatan, yaşına ve yaşanılan zamana meydan okuyan, hala ilk yıllarındaki gibi dimdik duran bir adam.. Artık siz ne dersiniz bilmiyorum ama ben ancak “vokal solosu” diye tanımlayabileceğim Ain’t No Love’ı ve bunun gibi daha birçok mükemmel parçayı.. Aslında anlatmak çok zor olacak ama bir yerlerden başlamak gerek.. Gecikmeden dolayı özür dileyerek karşınızda David Coverdale!.. David Coverdale 22 Eylül 1951’de İngiltere’nin kuzeydoğusundaki bir kentte, Saltburn’de doğdu. Ilk oturduğu ev bir klübün üstündeydi. Klüp de ailesi tarafından işletiliyor, David ise müziklerle ilgileniyordu. Ailesinin işlettiği bu klübe sonraları kendisinin de dahil olacağı birçok grup geliyordu ve onlarla konuşup bu işin zorlukları, dezavantajları ve getirilieriyle ilgili sohbet imkanı buluyordu. Müzikle profesyonel anlamda ilgilenmek kafasına yatmaya başlamıştı. Bunun üzerine vakit kaybetmeden gitara başladı. Ancak çok geçmeden tanrı vergisi bir sesi olduğunu ve gitarı bırakıp mikrofona bakması gerektiğini kavradı. Müziğe olan ilgisi ve yeteneği her geçen gün daha da gün yüzüne çıkmaya başladı. Bu ilgisi daha genç yaşta çeşitli gruplarda yer almasını sağladı; The Pretty Things, The Sorrows, The Yardbirds ve The Kinks. Aynı zamanda gittiği sanat okulundaki kolej gruplarında da yer aldı: Vintage 67, Denver Mule ve Magdalene. 1968 yılının sonlarına doğru o zamanlar barların aranan gruplarından sayılan The Skyliners’dan teklif aldı. David bu teklifi Kabul etti ve gruba dahil oldu. Bulundukları çevredeki heryerde çalıyorlardı ve zamanla Redcar Jazz Club’ın da desteğini arkalarına almayı başardılar. Bu gelişmenin üzerine isim değişti ve The Government oldu. Bazı geceler barlarda çaldılar. Ama genellikle kolej grubu gençlere çalıyor ve ağırlıklı olarak cover yapıyorlardı. Hatta ve hatta 1969 yılında kendilerini Bradford Üniversitesi’nde Deep Purple’ın alt grubu olarak çalarken buldular. Ayrıca grup Elkie Brooks ve The Paper Dolls gibi isimlerce çevre edinmişlerdi ve gerçekten iyi teklifler alıyorlardı. Ancak grup sonunda profesyonel olmamaya karar verdi ve bunun üzerine David gruptan ayrılarak bir butikte, Yorkshire, Redcar’daki bir giyim mağazasında çalışıp para kazanmaya bir yandan da akşamları Rivers Invitation ile sahne almaya başladı. Aynı dönemde, tüm bunlar olurken efsaneleşeceğini belki de tahmin bile etmediği Holy Man, Sail Away ve Soldier Of Fortune gibi klasikleri yazmakla meşgüldü. Yıllar gelip geçerken hayatını değiştiren olay cereyan etti ve Ian Gillan Deep Purple’dan ayrıldı. Bunun üzerine David’in çalışıtığı Redcar Jazz Club’ın sahibi Deep Purple’a David’in kayıtlarını gönderdi. David’in, yolu Deep Purple ile çakışana kadar pek tanındığı söylenemez. Evet, çaldığı yerlerde ses getiriyor, herkesi kendine hayran bırakıyordu ama asıl anlamdaki çıkışı 1973 yılında, Ian Gillan’ın Deep Purple’dan ayrılmasıyla gerçekleşti. David’in derin blues tonundan ve güçlü sesinden etkilenen Deep Purple, onu gruba dahil olmaya çağırdı. Teklifi kabul eden David, bir kaç deneme kaydından sonra kendini 8 Aralık 1973’te Deep Purple’ın başında buldu ve vokalleri Glenn Hughes ile beraber paylaşmaya başladı. Deep Purple’da geçirdiği üç yıl boyunca üç albüm yaptılar. İlk albüm David Coverdale’in ve Glenn Hughes’ın gruba katılışlarını kutlayan cinstendi. Ikisi de aynı yıl gruba dahil olmuştu; David bir Jazz-bar’dan, Glenn ise Trapeze’den gelmişti. Bu Deep Purple’ın Mark III kadrosuyla ilk albümüydü ve Coverdale ile Hughes’ın katılımıyla Deep Purple’ın hard rock sound’u daha çok boogie’ye tınılarıyla dolmaya ve funk-jazz ögeleri taşımaya başlamıştı ki bu bir sonraki albüm Stormbringer’da daha çok göze çarpacaktı. Aynı yılın aralık ayında çıkan Stormbringer Deep Purple’ın dokuzuncu, David Coverdale’in ise ikinci albümüydü. Funk ve soul ögeler Burn’den daha çok göze çarpıyor, buram buram blues ezgileri yükseliyordu albümden. Fakat hard rock’tan blues’a dayalı bir tarza geçiş bazı fanları olduğu gibi grup elemanlarını da rahatsız etmişti. Nitekim Ritchie Blackmore bu değişime fazla katlanamayarak albümün yayınlanmasından kısa bir süre sonra gruptan ayrıldı. Blackmore’un ayrılmasından sonra grubu bir arada tutmayı başaran asıl kişi Coverdale oldu ve Tommy Bolin ile birlikte yola devam ettiler. “Gruptan ayrılmak zorunda kalmaktan çok korkuyordum, çünkü Purple benim hayatımdı. Purple’da istediğim herşeyi buldum, bırakamazdım o anda.” Diye anlatıyor o zamanları Coverdale. Ritchie Blackmore’dan sonra herkes “son” un geldiği düşünmeye başlamıştı ama Deep Purple ile bir olan Coverdale buna göz yummayarak grubun klavye ve piyano partisyonlarını çalan Jon Lord’a kadar götürmüş işi ve grubu bir arada tutmayı başarmıştı. Tommy Bolin’in de katılımıyla Come Taste The Band’I kaydettiler. Albüm Ekim 1975’te yayınlandı. Fakat Bolin uyuşturucu kullanıyordu ve bir konserin hemen ardından baygınlık geçirmişti. Kızarkadaşının yanına götürülmüş fakat ertesi sabah durumu ağırlaşmıştı. Sevgilisi ambulansı çağırdığında Bolin hayatını kaybetmişti.. Henüz 25 yaşında gitarını bırakarak gitmişti.. Bu olaydan sonra grup 8 yıl sürecek olan bir dağılma sürecine girdi.. Deep Purple dağıldıktan sonra Almanya’ya giden Coverdale, burada solo albüm çalışmalarına başladı ve birçok ünlü ismin yer aldığı, RCA Records etiketiyle yayınlanan Wizard’s Convention’I kaydetti. Çeşitli sebeplerden dolayı bu albüm için bir turne düzenlenemedi ve Coverdale yeni kayıtlara başladı. Yine birçok isimle birlikte çalışıyordu ve bu isimler zamanla Whitesnake’in kadrosunu oluşturacaktı. Ikinci solo albümü için çıkan aksaklıklar sonunda David, kendi grubunu kurma planları yapmaya, Whitesnake’in temelini atmaya karar verdi. Sonraki yaklaşık bir yıl içerisinde önce Jon Lord ardından da Ian Paice gruba dahil oldu. 1978’de ilk resmi Whitesnake albümü geldi; Snakebite.. Vokaller David Coverdale, gitarda Micky Moody ve Bernie Marsden, bassta Neil Murray ve davulda Dave Dowle’lı kadroyla ilk albüm çıktı. Hemen ardından hiç vakit kaybetmeksizin yeni albüm geldi; Trouble – 1978. kadroda değişiklik yoktu yine Snakebite kadrosuyla devam ediyordu yola WS. 1979 yılına gelindiğinde üçüncü albüm, Lovehunter yayınlandı. Kadro yine aynı ilave olaraksa klavyede Jon Lord vardı. WS, başarısnı katlayarak ilerliyor, bunun mimarı Coverdale ise efsane olduğunu kanıtlıyordu. 1980’e gelindiğinde Ian Paice davula geçiyor ve Ready An’ Unwilling albümü kaydediliyordu. Hemen ardından 1981 tarihli Come An’ Get It. Bu zamana kadar istikrarlı bir kadro ile varlığını sürdüren grup ilk büyük değişikliği Saints & Sinners’ın yayınlanmasından sonra, Ian Paice de dahil olmak üzere çoğu eleman gruptan atıldıktan sonra yaşayacaktı. Marsden’in yerine Trapeze’den Mel Galley geliyor, Cozy Powell ise davula geçiyordu. Tüm bu büyük değişiklikler sonunda Jon Lord da gruptan ayrılıp Deep Purple’I yeniden canlandırmaya kara vermişti ama Slide It In’de de yer almayı kabul etti. Gitara Jon Skyes’I da ekleyerek kadroyu tamamlayan WS, 1984’te Slide It In ile geri döndü. Ancak bu dönüş kısa sürdü biraz yolunu kaybetmiş bir görünüm sergilemeye başlayan grubu 1985’te dağıtan Coverdale, 1987’ye kadar köşesine çekildi. 1987’de kendi adını taşıyan albümle geri dönen WS, Coverdale’in önderliğinde en tepeye doğru ilerlemeye başladı. 1987 kadorsunda John Skyes, Neil Murray ve Aynsley Dunbar vardı. Don Airey gibi isimler de konuk sanatçı olarak yer almışlardı. 1987’nin yayınlanmasını hemen ardından Slip Of The Tongue ile tozu dumana katmaya devam etti Coverdale ve ekibi. Ancak Geffen ile anlaşması sona eren WS, yeni bir anlaşma yapamadı ve bir duraklama dönemine girdi. David Coverdale ise boş durmadı ve Jimmy Page ile çalışmaya başladı. 1993’te Page-Coverdale adıyla bir albüm çıkaran ikiliye albümde birçok isim eşlik etti. Fakat daha sonra çıkan bazı problemler yüzünden Page-Coverdale projesi bitti. Yaklaşık dört sene sonra WS Restless And Wild ile geri döndü. Kadro bu sefer epey farklıydı; gitarda Adrian Vandenberg, klavyede Brett Tuggle, bassta Guy Pratt ve davulda Denny Carmassi. 1997’den sonra başka bir stüdyo kaydı yayınlamayan Whitesnake köşeye çekildi. Aralık 2002’de Coverdale, Whitesnake ile bir re-union gerçekleştirdi ve bri Avrupa//Amerika turnesi düzenledi. Bu kadroda; Tom Aldridge davulda, Marco Mendoza bassta, Doug Aldrich ve Reb Beach ise gitarda yer aldı. Klavye ise Timothy Drury’nin. Üçüncü solo albümü Into The Light’I çıkartan David, 17 Şubat 1989’da aktris Tawny Kitaen ile evlendi ancak bu evlilik uzun sürmedi ve 1991 Nisan’ında boşandılar.Kitaen, Whitesnake’in “Here I Go Again” ve “Is This Love” gibi kliplerinde yer almıştı. Şuan ise David Coverdale, yazar Cindy Coverdale ile evli.

Marduk demiş:
24.05.2008, 18:54
Aşk ve seksin mükemmel uyumu

q_u_z_666 demiş:
25.06.2008, 03:41
gayet sağlam bi grup;)

Opheliac demiş:
17.07.2008, 21:33
Vay vay vay.... I just died in your arms tonight ^^