§ka©µ®t demiş:
21.03.2008, 19:14
Gitarın kökeninin ne kadar eskiye dayandığı konusunda birçok
varsayım var, Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde bulunan
Hitit’lere ait bir kabartmada ve bunun yanı sıra, Asur’lara ait
kabartmalarda da gitara benzeyen telli çalgıların varlığı bir gerçek.
Avrupa’ya geliş öyküsünde ise İran ve Arap adlarına rastlıyoruz. Önce
İran yoluyla Arap dünyasına, Arapların İspanya’yı fethiyle de Avrupa’ya
geçtiği yaygın bir saptama.
Mağrip ve Latin gitarları 12. yüzyılda görülür. 15. yüzyılda ise
lavtaya doğru gelişerek “Mandola” ya da “Mandora” adını alır. Günümüz
gitarının ana çizgilerinin oluştuğu bu yüzyılda Latin gitarı, mızraplı
Vihuela olur. Flemenk Vihuela’sı ise Avrupa Lavtası’ndan başka bir şey
değildir.
Tarihte somut olarak ilk kez, 14. yüzyılda, şekli fazla tanımlanmasada
Guitern diye bir sazdan bahsedilir. El Vihuelası olarak 13. yüzyıldan
beri tanınan bu çalgı, 1500’lerin sonuna doğru, bugünkü gitarın
doğmasındaki ilk ipuçlarını verir.
Ingiltere Kraliçesi I. Elisabeth, sarayında ve çevresinde daima
müzikçilere yer vermesiyle tanınır. İspanya Kralı Şarlken’in oğlu II.
Philiph, 1554’de İngiltere Kralı VIII. Henry’nin kızı olan, İngiltere
ve İrlanda Kraliçesi Mary Tudor’la evlenir. Bu çağda Lavtalir müziğinin
en güzel örnekleri verilir.
John Dowland (1562 – 1626) zamanının en büyük lavtacısıdır.
Gitar müziği, 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar ya Tabulatur (ses
perdeleri yerine parmak pozisyonlarını gösteren nota yazım sistemi)
biçiminde ya da alfabetik akor simgeleri sistemiyle yazılıyordu. 1586
yılında çıkarılan ilk gitar metodu “İspanyol Gitarı” olarak
adlandırılan beş çift telli çalgı içindir. Daha onceki gitarlar dört,
Vihuela ise altı çift tellidir. Vihuela’dan sonra Barok Gitar devri
yaşayan beş çift; günümüzde kullanılan klasik gitarlar ise tek altı
tellidir ve bunun 18. yüzyıldan bu yana böyle olduğu Fernando Sor’un
altı telli Romantik Gitar kullanmasıyla somutlanır. 17. ve 18.
yüzyıllarda İtalya ve Fransa’da gitar metodlarına rastlanır. 18.
yüzyılın sonunda IV. Şarl’ın himayesinde birçok gitarist yetişir.
Gelmiş geçmiş en büyük gitar ustalarından birinin Niccolo Paganini
olduğu söylenir. Bu çalgıyı kemanı kadar ustalıkla çalmasının yanı
sıra, eserlerini bestelerken dizinin üzerinden hiç eksik etmediğinden
söz edilir.
Bu arada Shubert, Berlioz, Diabelli, Gragnani, Carulli, Carcassi, Coste
gibi bestecilerin ilgisini çeken gitar, onların dab u çalgı için
eserler yazmasına neden olmuştur. 1778 – 1830 yılları arasında yaşayan
Fernando Sor ise aynı dönemde İspanya’da yetişen en önemli gitar
ustasıdır. Fernando Sor’un, öğrencisi olarak pek çok guitarist
yetiştirmesinin yanı sıra, yazdığı sonatlar, varyasyonlar, fanteziler
ve etütleri bugün bile birçok gitaristin dağarcığının baş köşesinde yer
alır. Besteci, gitarı altı telli yaparak bugünkü gitarın temelini atar.
İspanya’da, Sor’dan sonra Dionisia Aguada gibi bir gitar ustası
yetişir. Daha sonra yine aynı dönemde İtalya’da özellikle Beethoven’ın
hayranlığını kazanan Mauro Giuliani (1781-1828) ismine rastlarız.
19. yüzyılda gitarda, sesin artmasını sağlayan değişiklikler yapıldı.
Gövdesi genişletildi, derinliği azaltıldı, göğüs kapağı iyice
inceltildi. Gövdenin içine göğüs kapağını desteklemek için konan enine
çıtaların yerini, ses deliğinin altına yelpaze gibi açılan ışınsal
çıtalar aldı. Eskiden ahşap bir takozun içine saplanan sapı, tellerin
germesine karşın ek bir dayanak oluşturacak gibi, gövdenin içine doğru
biraz giren bir pabuç ya da çıkma kol biçimine getirilerek arkaya
tutkallandı.
19. yüzyıl boyunca İspanya’da birçok usta gitarist yetişir. Bunlar
arasında Sor, Cano, Huartas, Tostado, Aquado, Fossa başlıca isimlerdir.
Yüzyılın ikinci yarısında çağdaş gitar ekolünün kurucusu olarak
nitelenen, Bach, ve Beethoven’ın eserlerinden gitar için yaptığı
düzenlemelerle tanınan Valenciya’lı gitarist-besteci Francisco Tarrega
adına rastlarız. Andres Segovia, Emilio Pujol, Miguel Llobet, Regino
Sainz de la Maza, Alirio Diaz ve Narciso Yepes O’nu izlerler.
İngiltere’de ise, Julian Bream ve John Williams gibi gitaristler de
aynı paralleled devam ederler. Alirio Diaz’ın önerisi üzerine Andres
Segovia’nın gitarda ilk kez naylon tel kullanmasının yanı sıra en
önemli misyonu; o yıllarda daha çok Amerika’da folk müzik, Avrupa’da
ise türkü eşlikçisi olarak görülen gitarı, Klasik Gitar olarak tüm
dünyaya tanıtmaktır. Ayrıca üstün virtüözitesiyle de çalgısını sevdiren
ve geliştiren bir sanatçıdır. Segovia ’nın öğrencisi olan Alirio Diaz
(1923) ise ünlü bir yorumcu olarak bütün dünyaya adını duyururken,
özellikle Türkiye’de verdiği konserlerle ülkemizde gitarın
tanııınmasında büyük katkıda bulunmuş, halen de bu katkısını bütün
dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sürdürmektedir.
Andres Segoiva gitarı, konser salonlarına sokarak Amerka’dan Arjantin’e
ve Uruguay’a kadar uzanan turneleriyle hem enstrümana hem de solistlere
büyük saygınlık kazandırırken, gitarı 20. yüzyılda evrenselliğe
ulaştırdı.
Segovia, Tarrega, Llobet, Pujol, Anido, Prat, Diaz, Bream, Williams
gibi sanatçıların ünlü ve büyük eserleri gitar için düzenleyerek dağarı
genişletme çabalarına artık Castenuovo Tedesco, Roussel, Mompou,
Villa-Lobos, Ohana, Britten, Henze, Torroba, Rodrigo, Hallfter, Berio,
Turina, Falla, Takemitsu, Ponce, Bennett, Berkeley, Walton, Martin,
Davies, Tippett, Dodgson, Arnold, Brindle, Lauro, Poulene v.b. gibi
özgür eserler yazan besteciler eklenir.
Gitarın kapasitesi zamanla zorlanırken yeni olanakları halen
keşfedilmektedir. Gitarın sınırları yalnızca özgün besteler yaparal ya
da yapım teknikleriyle zorlanmaz. Bir çok eserin gitara uyarlanması
çağdaş besteciler için de bir gereksinim olur.
Eserlerin gitara uyarlanması bazı besteciler tarafından önyargıyla
karşılanır. Oysa eserler, gitarda özelliklerini yitirmiyorlar, aksine
daha iyi seslendiriliyorlar. Sonunda gitar, tüm önyargıları yıkar.
Bugün gitar çağlar öncesinde başlayan yolculuğunu sürdürüyor ve
dünyanın bir çok ülkesinde altın çağını yaşıyor…wikipedia